Pessinus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pessinus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2010 Salı

Hacerül Esved ve Pessinus


2 Ekim 1989 Cumhuriyet
(Ankara Baskısı)
Sent: Saturday, November 06, 2010 5:21 AM
Subject: Kabe ve Hacerül Esvet üzerine...

Sayın Altaylı,

Son programınızı, yazık ki canlı olarak değil, konusunu duyup sonradan tivibu'daki kaydından izledim. Murat Bardakçı'nın verdiği bilgiler bir yana Doç.Dr. Sayın Mustafa Küçükaşçı'nın verdiği bilgiler de doğrusu çok ilgi çekiciydi.

Ancak, kültür tarihine yalnızca inançlar açısından bakarsanız ve yalnızca inançlar üzerinden gelen bilgiler ve söylentilerden oluşturursanız, tarihsel gerçekler bir yana, üzerine bilimsel olarak konuşulup tartışılabilecek sonuçlara bile ulaşmanız kolay değildir. Ulaşılan her bilginin ayrıca tarihsel kanıtları da gereklidir. Sayın Küçükaşçı'nın verdiği temel bilgilerin böyle inanç ve gelenekten gelen bilgiler olduğu, kendisinin de birkaç kez söylediği gibi "söyleniyor" sözüyle belirleniyor. Ayrıca Hırka-i Şerif konusunda sn Bardakçı'nın ısrarla söylediği onarım sırasında neden karbon 14 testi yapılmadığı da anlaşılamadı, belki de özellikle açıkta bırakıldı.

Neyse bu eleştirilerim bir yana, emekli bir eğitim televizyonu yapımcı-yönetmeni ve belgeselci, artık da yalnızca bir kültür tarihi araştırmacısı olarak programınızda belki de hiç söyleyemeyeceğinizi bildiğim, ama gerçek bilgilere ulaşmak için gerekli olduğunu düşündüğüm birkaç bilgiyi aktarmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, Hacerül Esved kültürünün nereden geldiği sorunudur. Öncelikle ekte, bundan 21 yıl önce Cumhuriyet gazetesi Ankara baskısında yayınlanmılş olan bir dizi yazımdan konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bölümü gönderiyorum. Göz atmaya fırsat bulursanız Hacerül Esved'in kültür olarak nerelerden gelmiş olduğuna, en azından, kuvvetli bir bilimsel tahmin bulabileceğinizi düşünüyorum.

Yazıda söz etmediğim birkaç noktadan biri de, programda söz ettiğiniz ama ayrıntısını anlatmadığınız bir konu. Bildiğiniz gibi Hacerül Esved'in -herhalde bir onarım sırasında- Kabe duvarındaki yerine konmasının sorun olduğu ve peygamberin atkısını, şalını, nesiyse çıkarıp yere yaydığı, Hacerül Esved'i üzerine koyduğu birbirleriyle kavga eden dört kabile şefinin de bu örtüyü dört ucundan tutarak taşı yerine birlikte yerleştirmiş oldukları öyküsüdür. Her ne denli duvardaki yerine dört kişi tarafından, üstelik bir örtü ile 30 cm çapındaki bir taşın nasıl yerleştirilmiş olabileceği bir türlü gözümün önüne gelemiyorsa da, aynı öykünün, Pessinus'dan Roma'ya götürülen Magna Mater (Kara Taş) için de söylenmekte olduğunu anımsatmak isterim. Bu öyküye göre de Magna Mater'in Roma'da gemiden indirilmesi ve Vesta Tapınağına götürülmesinde aynı öykü yaşanır: Romalılar -herhalde orada da birkaç gurubun başkanı- Magna Mater'i kendilerinin indirmek istemeleri üzerine birbirlerine girerler. Öyle bir kavga çıkar ki Kara Taş elden ele neredeyse denize düşmek üzeredir. Bunu gören Romalı bir kadın sırtındaki şalını çıkararak yere yayar, Magna Mater'i üzerine koyar, herkesin bir ucundan tutmasını sağlar, böylece Kara Taş denize düşmeden karaya çıkarılıp yerine ulaştırılır.

Bütün bu öykülerden sonra o Pessinus'lu Kara Taş'ın Roma'da Paletin tepesinde bulunan Vesta (Magna Mater) tapınağında ne olduğu bilinmiyor. Özellikle Hıristiyanlık baskın bir biçimde Roma'da yaşanmaya başladıktan sonra da önemini yitirmiş olduğunu düşünmek pek yanlış olmaz.

Hıristiyanlığın Roma'da yaygınlaşmasından Muhammed'in yaşayayacağı zamana değin geçen birkaç yüzyıl içinde o Kara Taş'ın Roma'daki Magna Mater tapınağından kaybolduğu, hemen aynı yıllarda Mekke'deki bir Ana Tanrıça tapınağı olan Kabe'de Hacerül Esved adında aynı kutsallıkta ve aynı öyküyle bir kara taşın ortaya çıkmış olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Arayı doldurmak, bilim insanlarına, kültür tarihçilerine kalmıştır.

Bir önerim Reşit Ergener'in "Anatanrıçalar Diyarı Anadolu" kitabına bir göz atmanızdır. Mekke'ye ve Kabe'ye ve daha başka islami geleneklere ilişkin gerçekten inanılmaz bilgilere ulaşacağınızı söyleyebilirim.

İyi çalışmalar dileklerimle.
  
Edirne "Eski Cami"in duvarına gömülü bulunan kara taş. Bazı kaynaklar bunun da Hacerül Esved'in bir parçası olduğunu, ama başka bazıları da bunun bir Kabe taşı olduğunu, ama Hecerül Esved olmadığını yazıyor. Ancak Kabe'nin öteki taşlarına baktığımızda bu taşın yapısının öteki taşlara benzemediğini de düşünüyorum. Kuşkulu bir durum.

 
 


Roma, Palletine tepesinde bulunan Vesta (Magna Mater / Ana Tanrıça) Tapınağının bugünkü hali: 8 Ekim 2010

30 Eylül 2010 Perşembe

Ha Gayret Sevgili Ahmet Hakan!..

adresindeki yazısı üzerine:


Sevgili Ahmet Hakan,

Başörtüsüne hiç karşı değilim, başörtüsü özgürlüğünü özellikle savunma telaşı içinde olanlara da demek istiyorum ki: "inançları gereği toplumun içinde belki çırılçıplak gezmek istiyenler de vardır (nüdistler öyle midir?), çekilmiş böyle fotoğraflar da görüyorum; ilkece başörtülülerle birlikte onlara da izin vermeyi savunmalı değil miyiz?" merak ediyorum!.. Kaldı ki Osmanlı geleneğinde yaygınlıkla bulunan Kalenderilerin çırılçıplak ya da ona yakın kıyafetler içinde ve bütün kıllarından arınarak dolaştığı bilinmiyor mu? Aynı kıyafetle ortalıkta dolaşmayı isteyecek olanların üzerindeki "mahalle baskısı"nı nasıl kaldıracağız?

En hafifinden Kızılbaş (sözün aslı budur, "Çingene" yerine "Roman"da olduğu gibi, aşağılanma korkusundan "Alevi"ye dönüşmüştür) cemlerinin üstüne "mumsöndü" yaftası yapıştıranların baskısını gözardı edebilirsek tabii...

"Ben dinsizim" diyenleri yakan "Madımak baskını" anlayışını bir yana bıraksak bile, Anadolu'da inançlarımızla iç içe daha ne gelenekler var... Hem de öyle kolaylıkla "batıl" diye bir yana atılabilecek gelenekler değil, önemli oranda kutsal kitaplara değin girmiş gelenekler... Söz gelimi muskanın üçgen biçiminin ve üç sayısının kutsallığının anatanrıçanın üçgen biçimli kutsal üreme organından geldiğini, Kıble sözünün Kibele'den geldiğini; Hacerül Esved ve Kabe kültürünün neredeyse Orta Anadolu'da Pessinus'ta bulunan ve bir göktaşının düştüğü yere yapılan bir Ana Tanrıça tapınağının kültürü ile aynı olduğunu; Hacerül Esved'in yerine konması için kabilelerin tartışması ve Muhammed'in bunu çözmesi hikayesinin aynen Pessinus'daki Magna Mater'in (göktaşı) Romalılar tarafından Roma'ya götürülmesi sırasında, gemiden indirilirken yaşanmış olduğuna ilişkin bir öykünün bulunduğunu, sorunu Romalı bir kadının Muhammed ile aynı biçimde çözdüğünü Anadolu insanına açıktan anlatabilecek, benzerlikleri, koşutlukları gösterebilecek miyiz?

Anadolu'da bir köyde, ana tanrıça -belki de Aphrodite- tapımından kalma, yılda bir gün, köylerinin ortasından bir araba üzerinde köyün genç kızlarından birini çırılçıplak geçiren, bunu dini bir ayin olarak yapan ve bunu son elli yıl içinde yapmakta oldukları etnologlar tarafından bilinen ama "mahalle baskısı" yüzünden bir türlü incelenip kayıtlara geçirilemeyen bir gelenek olduğunu biliyor muyuz? Böyle bir gelenek gerçekten varsa, bu köyde yaşayanların geleneklerini kolaylıkla ve gögüslerini gere gere herkesin gözü önünde yapmalarına olanak sağlayacak bir kültürü yaratabilecek miyiz?

Prof. Mikail Bayram, Mevlana'nın, Türkmenlerin yerini Moğollara verdiği için, baskın yapan Moğollar tarafından alınan ganimetlerin bir bölümünün kendisine verilmesi üzerine, Mevlana için bir açık oturumda söylediği "Moğol ajanı" sözünü artık, hiç bir saldırıya uğramadan, gönül rahatlığıyla her ortamda söyleyebilecek mi? Namık Kemal Zeybek artık televizyon ekranlarında sıra sıra boy gösterip "Ne bilirmiş hoca!.." diye bas bas bağırarak hedef göstermesinden vaz geçebilecek mi?..

Saysam ciltler tutacak bu görüşlere, kültürlere, savunulara, incelemelere karşı çıkışlar, ama bütünüyle, saldırı düzeyinden çekilip "bilimsel tartışma" düzeyine oturtulabilecek mi?

Haydi bütün bunların savaşımını hep birlikte verelim!.. "Özgürlük" kültürünü toplumun kılıcal damarlarına değin yaygınlaştırma savaşımına girişelim...

Ha gayret sevgili Ahmet Hakan!..