sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2013 Çarşamba

"Kürt-Türk" zıtlığı üzerine...





I

Bir topluma, etnik kimlik adı üzerinden "üst kimlik" ya da "ulus", her neyse, adı konulması o günün koşullarında doğrudur ya da değildir, bunu bilemem; ama bugün kavram kargaşası yaratmakta ve sorun çıkarmakta olduğu da yadsınamaz!.. Bir etnik kimliğin öteki(ler)i kültürel baskı altına almasına neden olmakta, sınıfsal emperyalizmin sorun çıkarmak için oyununu oynayacağı uygun ortam oluşturmaktadır. Kürt sorunu da, iki tümceyle tanımlanmak gerekirse, bundan başka bir şey de değildir!.. Aşılması gereken sorun budur!..

Bana göre "Türkiyelilik" kavramına sığınmak da yeterli değildir. Yarın öbür gün bu kavram da, sınıfsal emperyalizmin, istediğinde aynı sorunu yeniden canlandırmasını sağlama potansiyeli taşımaktadır.

Bundan sonra ulusal kimlikler üzerinden, "ortak vatan" düşüncesi için de, artık "geçmiş olsun" demek gerektiği kanısındayım!.. 

Diyalektik akış üzerinde bir sonraki aşamanın ancak çözüm getireceğini düşünüyorum. Feodal "ümmet kültürü"ne karşı savaşımda "ilerici/solcu" konumda olduğunu yadsıyamayacağımız "ulus/millet bilinci"nin, ulusların birbirine düştüğü aşamada artık "gerici/sağcı" konuma düşmüş olması gerçeğini artık anlamak durumundayız!.. Bu aşamada Kürtlerin yarım kalmış uluslaşmasını tamamlama savaşımını da ilerici bir savaşım olarak nitelemek olanaksızdır! Dolayısıyla "sol"un Kürt savaşımının, "ezilen" nitelemesiyle bile olsa, desteklemesi kuramsal bakımdan anlaşılır değildir!..

Günümüzün savaşımı, Emperyalizm'in de artık dönüştüğü açıkça görülebildiği gibi, uluslar arasında değil, sermaye ile emek arasındadır. Bütün sosyal sorunların çözümünü de bu zıtlığın çözümünde aramak, zorunludur!.. Bu nedenle de, bütün ilerici/solcu yapıların ortak niteliği olan, "çözümün gelecekten alınarak uygulanması" zorunluğu vardır!.. Toplumlar, sorunlarını ancak böyle aşar, ilerler, böyle gelişir!.. 

Bu aşamada soldan beklenen, politik ve kültürel sınırların sosyal sınıflar arasından çizilmesi ve emeğin dayanışmacı kültürünün geliştirilmesi çabasıdır!.. Yani bugünkü "kurulu düzen"in karşımıza çıkardığı (sermaye egemenliğindeki dünyada bile temeli kalmamış ve yalnızca sermaye politikalarının, arkasına saklanmasından başka işe yaramayan) uluslar -dolayısıyla Türk-Kürt- arasındaki zıtlığın giderilmesi, devrimci politikalarla aşılması, hep birlikte sermayeye karşı, emeğin dayanışmacı kültürünün ve savaşım politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması ile olanaklıdır!.. 

Ulusal zıtlıklar, ancak bu aşamaya geçilmesi ile aşılabilir!.. Bu da komünistlerin görevidir!..



II 

Ulus-Devlet'lerin devlet politikaları, o devlette yaşayıp, kendilerini aynı ulustan sayamayanlar için asimilasyon değil, entegrasyon biçiminde olmuştur. Dahası kimi devletler, birden fazla ulusun varlığını ve kültürünü bile kabul etmişlerdir. Benim bildiğim, Belçika'da iki, İsviçre'de üç, Çekoslovakya'da iki ulus uzun yıllar bir arada yaşamaya başlamışlardır. ABD'deki ulusların sayısını bilmek bile kolay değil.

Başarılı olanlar gibi, olmayanlar da olmuştur. Ulus-Devlet'ler döneminde, Çekoslavakya ikiye ayrılmış, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya dağılmış, İngilizlerle İrlandalılar arasında sorunlar sürüyor, İspanyollarla Bask'lar arasında sorunlar sürüyor... Dikkat edilirse ayrılıklar "doyurulmamış ulusal kültürler" arasında oluşuyor!.. Bir gün bastırılsa bile ertesi gün yeniden patlak veriyor!.. Bulgaristan’daki Türk’lerin adlarının değiştirildiği dönemi anımsarsak bu da doğal bir oluşumdur!..

Burjuva sınıfı egemenliğinde, zaten var olan toplumsal bilinç, ulus bilincidir!. Ama bunun burjuva kültürü olduğunu unutmamalıyız. Feodal dönemin "ümmet kültürü"nün yerine Burjuva kültürü döneminde geçmiş olan toplumsal bilinç, “ulus bilinci”dir. Üstelik "ümmet kültürü"den sarkan bir de "gizli kutsallık" üstlenmiş olarak!..

Bu demektir ki, Burjuva kültürü ile birlikte de sona erecektir, istesek de istemesek de...

Dünyanın bugünkü Burjuva sınıfı egemenliğinde bütün ulusların kendi başlarına yaşama, kendini yönetme hakkı istemeleri denli doğal bir şey olamaz!.. Buna olanak verilmediğinde Yugoslavya ile Sovyetler Birliği'nin başına gelenlerin, bu politikaları uygulayan toplumların (devletlerin) başına gelmesi kaçınılmazdır!.. Bu tutum, bugün ya da yarın, her geçen gün, parçalanma potansiyelini kışkırtmaktadır. Ulusları "teb'a" olarak görmek ve kendi ulusal kültürlerini yaşamalarına direnmek değil, özgür bırakmakla ancak, geleceğin "insan" dönemine geçilebilir, ulusların arasındaki gerçek ve duygusal sınırlar, ancak böyle ortadan kaldırılabilir.

Türkiye'de yaşamakta olan Kürt'lerin, kültürel istekleri olan "dillerini kullanma"ya, “özgün yer ve insan adlarını kullanabilme”ye, "kendi dillerinde eğitim görme"ye, "kültürlerini geliştirme"ye içinde yaşadıkları toplumun "izin vermesi" değil, "olanak tanıması", olanak tanıyacak bir dizgeyi oluşturması, ayrışmayı getirmez, tersine, birlikteliği getirir!..

Direnç ayrışmayı kışkırtanların destekledikleri bir yapıdır ve ancak küresel sermaye emperyalizminin işine gelmektedir!.. İşsiz ve sanayiin henûz ulaşmadığı "Kürdistan(!)", onlar için yepyeni ve yakın bir "ucuz işçi bölgesi" olarak ortaya çıkacaktır. Üstelik Suriye, Irak, İran ve Türkiye'den koparılarak oluşturulacak olan "Kürdistan"da bir de Kerkük gibi bir petrol bölgesi de bulunacaktır!..

Bu aşamada, sorunların çözümlerini "gelecek"te arama özelliği taşıma potansiyeli taşıyan tek yapı, devrimcilerin, ilericilerin desteklemesi gereken politik yapı olan “çözümün gelecekte aranması”, gelecekten alınması ve "insan"lar olarak hep birlikte bir "dayanışma toplumu" oluşturulması gibi görünüyor. Üstelik bu tutum, Kürt ya da Türk ayırımına bakılmadan, kendini “devrimci sayan Kürtler ve Kemalistler dahil", bütün devrimciler için geçerli tek yoldur!..

11 Aralık 2012 Salı

"Proleterya Diktatörlüğü" kavramı üzerine




GELECEĞİN DÜNYASI İÇİN "PROLETERYA DİKTATÖRLÜĞÜ" BUGÜNKÜ ANLAMDA BİR DİKTATÖRLÜK MÜDÜR?

Basitçe Marxism'in ana ilkelerine dönelim:

1)    FELSEFİ İLKELER:
a.    "Akış": Geleceğe doğru değişirlik, gelişirlik (Herakleitos'dan), yani "diyalektik"!..

b.  “Bilimsellik”: Yeni ortaya çıkacak verilere, koşullara uygun olarak “bilgi”nin, değişebilirliği, gelişebilirliği!.. (Aydınlanma etkisi: bilgi, metafizik yöntemle elde edilmeye çalışılan, değişmez bilgi arayışına karşı, değişmez değildir – tanrısal bilgi yoktur!.. Yeni deneyler ve gözlemler bilgiyi değiştirir, geliştirir!..)

c.    “Kuram (Teori)”: Tarihsel akışın, dolayısıyla geleceğin anlaşılabilmesi için nasıl geliştiğini anlamak gerekir. Geleceği kendi aklından kurmaya çalışmak ütopik sosyalistler tarafından metafizik yöntemle oluşturulmuştur. Aynı hataya düşmemek için toplumsal gereksemeleri doğru olarak değerlendirmek gerekir. Toplumların tarihini doğru anlamak ve akış doğrultusunda geleceği doğru tahmin etmek, çözümleri bu doğrultuda oluşturmak gerekir. Bu da bir “kuram” gereğini ortaya çıkarır.

d. “Eylem (Pratik)”: Kurama uygun olarak uygulanan politikalardan alınan sonuçlar, toplumsal gerekesemelerin yönlendirmesi ile yapılan uygulamalar...

e.   “Kuram-Eylem ilişkisi”: Birbiri ile ilişki içindedir. Eylemden gelen veriler kuramın mantığı içinde ele alınır ve kuram, mantığı da içinde olmak üzere, bu yeni duruma göre değişebilir, gelişebilir. Bu tutum, “bilimsellik” ilkesinin özel alandaki uygulamasıdır.

2)    SOSYOLOJİK İLKELER

a.    “Sosyal Sınıflar”: Üretimi oluşturan “Doğa”, “Sermaye” ve “Emek”i elinde tutan toplum parçalarını belirler. Bunlar sırasıyla “Aristokrasi”, “Burjuvazi” ve “Proleterya”dır. http://omer-tuncer.blogspot.com/2007/11/sosyal-snflar-kltrler-ak-kuram-ve.html

b.  “Ütopya” ya da “Gelecek özlemi”:  Metafizik yöntemle, yani yalnızca “düşünerek” yeni toplumların nasıl olması gerektiğinin bulunması yerine bilimsel yöntemle çözümlerin bulunması yolunda ağırlıklı çalışmalar yapmak Marxist bilim insanlarının görevidir.

c. “Proleterya Diktatörlüğü”: “Diktatörlük”, Proleterya’nın kendinden önceki sınıfların varlığında onları kendi egemenliğine alması değil, toplumsal akış doğrultusunda bütünüyle ortadan kalkması ve kendi kendini yönetir hale gelmesidir. Bu durumda “yöneten” ve “yönetilen” aynı sınıf olacaktır.

d.    “Tek sınıflı demokrasi” ya da “Sınıfsızlık”: Her sosyal sınıf, kendinden önceki sınıfın üretime katkısı doğrultusunda onun elinde bulunan üretim elemanını kendi katkısı haline getirmenin yolunu bulur ve üretimde özel bir yapı olma gereğini ortadan kaldırır. Bu durumda Aristokrasi’nin elinde bulunan üretim elemanı olan “Doğa”, Burjuva egemenliğindeki toplumlarda “sermaye” durumuna dönüşmüş ve Aristokrat sınıfın varlık nedeni ortadan kalkmıştır. Aynı doğrultuda, gelecekte, “sermaye”nin “Proleterya” tarafından ortadan kaldırılacağı ve bir tür “Emek”e dönüşeceği öngörülür. “Doğa”nın ortadan kalkması ile Aristokrasiye olan gereksinimin de ortadan kalkması gibi “Sermaye”nin de ortadan kalkması ile Burjuva sınıfının da gereğinin kalkacağı düşünülür!.. Bu durumda “tek sınıflı”, yani “sınıfsız” toplumlara geçilmesi Marxism için temeldir (“sermaye”nin “toplumsal emek”e dönüşmesi “devlet” olmayan –dahası anti-devlet- “kamu” kavramının gerçekleşmesi ile olgunlaşacaktır).

e. “Devlet”, “Kamu” mudur?  “Devlet”, Aristokrat toplumların “kul”larını yönetmesi için gerekli olan ve kullanılan baskı sisteminin adıdır. Bu bağlamda, “sermaye”yi “emek”e dönüştürmesi düşünülebilecek “kamu” kavramı yerine “devlet”in kullanılması, bugüne değin, Marxism’in uygulanmasındaki en büyük yanlışlık olmuştur. “Dün”den kimi kurumları alarak “kamu” yerine kullanmak değil, yeni gereksinimleri karşılayacak ve sınıfsız toplumun tam egemenliğinde gelecek bir “kamu” sistemini yeniden oluşturmak gerekmektedir.

f. “İnsanın akışa katkısı” İnsanın önündeki sorunların çözümünde dünün çözümlerine dönme kolaycılığına kapılması doğaldır. Bu tutum, “tutuculuk / conservatisme” ya da daha geniş bir açıdan bakarak, “sağ” olarak nitelendirilir. Yapılması gereken, yeni sosyo-kültürel yapının ortaya çıkması ve bir önceki sınıfın doğası gereği kendi içinden çıkan (diyalektik) sorunların çözümünü geleceğin toplumsal yapısıyla çözecek yeni politikaları bulmak, uygulamaktır.