"İşçilerin vatanı yoktur. Zaten onların olmayan bir şeyin, alınması da mümkün değil. (...)
Halkların ulus olarak ayrışmaları ve karşıtlıkları, daha burjuvazinin, ticaret özgürlüğünün, dünya pazarının, sanayi üretimindeki tek biçimliliğin ve ona uyan yaşam koşullarının gelişmesiyle zaten giderek yok olmakta.
Proletaryanın egemenliği bunu daha da yok edecektir. Birleşik eylem, hiç değilse uygar ülkeler arasında olmak üzere, proletaryanın kurtuluşu için en önde gelen koşullardandır.
Bir bireyin bir başka bireyi sömürmesi ortadan kalktığı ölçüde, bir ulusun da ötekini sömürmesi ortadan kalkacaktır.
Ulusun kendi içindeki sınıfların karşıtlığıyla birlikte ulusların birbirlerine karşı düşmanca tutumları da düşer."
Komünist Manifesto'dan
Beni bırakmamaya çalışacak olan ABD'si, Alman'ı, Rus'u değil, sermayenin kendisidir. Bunun içinde Türkiye sermayesi de var. Ve "ben", "insan" olarak bütün ABD, Alman, Rus "insan"larıyla birarada bu sermayeye karşı savaşım vermek zorundayız diyorum.
Siz orada, ya ardındaki sermaye gözden uzak kalsın diye milliyetçi/ulusçu paravanlar kurarak, ya da çok daha iyi niyetli bir bakışla kimilerinin kurduğu milliyetçi/ulusçu paravanların ardında neler olduğunu görmezden gelerek yaşayıp gidin bakalım...
"Akış" böyle bir şey işte... "Akış"ın ayırdına varmayanları, Aklı geleceğe doğru dürüst ermeyenleri sonunda toprak ediyor!..
Ya bir de etmeseydi?
Ömer Tuncer.
NOT: Bir yanıt verecekseniz hitabınızı düzeltip de gelin!..
=============================
Sevgili Dostlar,
İnsan-ı Kâmil yazışmalarıma birkaç yanıt var. Hepsine bir arada yanıt vermek istiyorum.
Önce Sn Umur Gürsoy diyor ki:
----- Original Message -----
From:
To:
ütopyacýlarSent: Monday, February 02, 2009 11:08 AM
Subject: [Utopyacilar] orta yerden giriyorum
Sevgili Ütopya grubu üyeleri,
Kıymetli Tuncer ve Turan arasındaki bilgilendirici ancak giderek sertleşen tartışmaya bütün cehaletimle ortadan girerek haddime düşmese de orta yerde birleştirici bir iki söz söyleme gereksinimi duydum.
Yıllar önce Attila İlhan, kitaplarından sanırım "Ulusal Kültür Savaşı"nda; Fransız Devrimi'nin ya da Fransızların başardığı şeyin soylu (aristokrat) kültürünün iyi ve güzel yönlerini ve birikimini (müzik, yemek, nezaket vb) tüm Fransız halkına mal edilmesi olduğunu anlatır.
Daha sonra bunlara ilave Alev Alatlı okumalarım da beni kimi zaman sağcı olunabileceği ve pek tabii ki görecelilik (görelilik-izafiyet-relativite) ya da bulanık mantık düşüncesine getirmiştir.
Son olarak beni en çok etkileyen ve beni onunla (ve pek çok yeşil ve ekolojist düşünürün kitaplarında olduğu gibi) tanıştırdığı için Savaş Emek'e müteşekkir olduğum Feyerabend okumalarım başta batı kökenli neredeyse demokratik olmayan her türlü insan mühendisliği projesinden nefret ettirdi. Demokrasinin bile kusurları var.
Bu nedenle bende eski sol (Marksist) ve eski milliyetçi-mukaddesatçı ve skolastik düşüncelerden bir sentez oluştu. Bu sentez aslında insanların akvaryum benzeri evren ve içindeki yerküredeki ekolojik döngüler ve insan ekolojisi ile yönetildiğidir.
"Ayrılıklar da aşka dahil" diye bir şarkı sözü var ya sizlerin yazışmalarınız da ekolojiye dahil ve birbirinizi kırmaya hiç gerek yok.
Her şey ekolojinin kurallarına göre gidiyor; ABD'nin, Osmanl¹n¹n, Ermeninin vb yaptıkları ile ceylanlarla aslanların yaptıklarını pek farkı yok. Varsa bir fark aslanlar daha aslan; doyunca öldürmüyorlar.
Ben kuş gribi salgını gibi bir büyük dünya salgını bekliyorum. Ya da küresel ısınmanın ölümcül etkileri ile bu sorunları dünya bizlere sormadan halledecek, belki de ABD bunun için vardır.
Sayın Tuncer'in dünya emekçilerinin-mazlumlar¹n¹n birleşmesi vb gibi var sayımlar en azından dünya müslümanlarının-hiristiyanlarının birleşmesine göre pek gerçekçi ve ekolojik değil ne yazık ki.
Bize acılarımızı çekmek kalıyor. Bunu azaltmak için Kemalist ideoloji ve onun devletine muhtacız gibi de görünüyor. Alatlı'nın dedi»i gibi "En kötü devlet devletsiz kalmaktan ve özgürlüğümüzün yitirilmesinden iyidir".
Sevgilerimle.
Umur Gürsoy-Osmaniye
======
Sn Gürsoy denli karamsar değilim. Kendi dönemi içinde Kemalizme hiç itirazım yoktur. Tersine pek çok yerde yazdığım gibi, Kemalist Burjuva Devrimi'ni 1917 Sovyet Devrimi'nden çok daha gerçekçi ve doğru zamanda bulurum.
Tarih ve Kültür Tarihi boyunca her zaman olduğu gibi "akış" bizi yeniliklere doğru sürüklüyor. Şimdi geçmişi doğru anlamak ve oradan güç alıp geleceğe bakarak yeni dünyaları oluşturmak, kurmak, oluşumlarını hızlandırmak için çaba göstermek gerekiyor. Bunun için Kemalizm, sığınılacak bir yer değil, Aynen Fransız Burjuva Devrimi'nde olduğu gibi, üzerine basıp ileriye sıçranacak bir tramplendir. Ve Fransız Devrimi'ne göre özgünlüğü de tam bu noktadadır: ileriye sıçramalara hep açık kalmış, geleceğe gidişi desteklediğini bütün belgelerinde, eylemlerinde göstermişir. Ben bunu "diyalektik" tartışmalarının yaşandığı Marxizm ile aynı çağda oluşmasına bağlıyorum.
Her ne kadar kendimi Kemalist olarak tanımlamasam da Kemalist Burjuva Devrimi, tereddütsüz düşüncelerim için en temel iki sıçrama noktasından biridir.
Kültür tarihinde "gelecek" üzerine, geçen yıl Ütopyacılar toplantısında sunduğum bildirimin tam metnini, "Sosyal Sınıflar, kültürler, akış kuramı ve gelecek üzerine..." başlığıyla
http://www.utopyacilar.org/esas/tuncer_2008.html adresinde bulabilirsiniz.
Yani Sn Gürsoy'un düşünceleri ile çok ters yönde düşündüğüm söylenemez. Ancak Kemalizm, benim için Gürsoy gibi bir sığınma yeri değil, bir sıçrama noktasıdır. Kültür Tarihinde kulların sığınma yerleri dinlerdir ve Kemalizme "sığınmak" bana göre Kemalizmin kendisine aykırıdır. Kemalizm'in en önemli özelliği sığınak olmaması ve ileriye açıklığıdır.
=========================================
Sn Ayşe Tosuner diyor ki:
----- Original Message -----
From:
To:
utopyacilar@yahoogroups.comSent: Monday, February 02, 2009 11:25 AM
Subject: Re: [Utopyacilar] Fw: [BARANA] İnsan-ı Kâmil
sayın omer tuncer,
ben sizin sadece insan-i kamil yazınızı okudugum icin begendim dedim .Kusura bakmayın ama enis turan ın cevabını okuyunca cok farklı bir noktada oldugunuzun ayırdına vardım.ulusalcı olan hic kimsenin hırant dink in olumunden mutluluk duyma ihtimali olamaz.mazlum halklar da bagımsızlıkları varsa eger ozgur olabilirler.batı emperyallizminden ulkemizi sonuna kadar korumak bizim gorevimiz.bizi bolmek icin cok ugrastılar.kurt turk dediler basaramadılar ,cunku icice gecmis bir halkı bolmek kolay degildir,
alevi sunni dediler yine basaramadılar.simdi en son oyunlar laik seriat catısmasını kullanmaya geldi umarım onu da basaramayacklar.cunku Ataturk devrimlerini bu halk benimsemistir .O yuzden basaramayacaklar
Ayse tosuner
=======
Sn Tosuner de önce yazılarımı beğenmiş. Sonra, bence biraz da Turan'ın çeldirmelerine kapılmış görünüyor. Bütün düşüncelerimin toplumumuzu bölmeyi amaçladığı kanısına varmış olmalı ki, "bölücülük" karşıtı bir paragraf yazmış.
Anladığım yanlış değilse: yazdıklarım da Mustafa Kemal'den ve Marx'dan yaptığım alıntılar da tam tersine insanları bölmeye çalışan davranış ve eylemlere karşı, bütün insanların bir ve aynı olduğunu göstermeye çalışan, ulusal ayrılıkları bile ortadan kaldırıp, insanların gelecekte "insan" kavramı çerçevesinde birleşeceklerini tahmin eden ve kuvvetle onaylayan paylaşımlar ve yazılardır. Tutumum bütün ayırımcılıkların karşıtı ve geleceğin kuruluşuna yönelik bir tutumdur.
================================
Geliş sırasına göre burada yanıt vermem gereken EnisTuran'ı ve son derece saygısız mesajını en sona bırakıyorum...
================================
Sayın Şenel Ergin, Sayın Umur Gürsoy'a yanıt olarak yazmış olmakla birlikte doğrudan benim "İnsan-ı Kâmil" kavramını yanlış kullandığıma ilişkin bir mesaj olduğu için, bu kavramdan ne anladığımı da açıklıkla yazma isteğindeyim.
Diyor ki:
----- Original Message -----
From:
To: <
utopyacilar@yahoogroups.com>
Sent: Monday, February 02, 2009 2:29 PM
Subject: Re: [Utopyacilar] orta yerden giriyorum
Sayın Umur Gürsoy,
Yazınızı rahat bir nefes alarak okudum. Fikir beyanlarının dar sınırlarını genişlettiniz. Sizin söylediğiniz gibi, ben de olabildiğince alçak> gönüllülükle, söz konusu tartışmayı okurken zihnimde patır kütür dolaşan bir şeyi yazmak istedim. Yazınızı okuduktan sonra, hiç olmazsa size ulaşabileceğimi düşünüyorum.
"İnsan-ı Kâmil" kavramı içeriği çok net olarak tanımlanmış bir "insan durumu"nu anlatır. Bize okutulan tartışma kapsamında seyreden fikirlerin oluşturulduğu düşüncenin metafizik'i bu kavramı içermez. Yani her iki taraf için de, beyan edilen fikirlerin niteliğinden ve doğruluğundan bağımsız olarak, fikir sahiplerinin insan-ı kâmil duruma erişmeleri olanaklı değildir.
"İnsan-ı Kâmil" niteliği sizin yazınızdaki düşünce boyutunu kapsar ve bunu da aşar. Daha fazla da konuşmak istemiyorum. Bu kanalda her şey kolay harcanıyor.
Ancak söylemek istediğim çok net bir şey var: İnsanlar bu dünya denen reel-irreel ortamlara atılmış, kurallar haline getirilmiş zihin ürünleri olan yön göstericiler eşliğinde düşünebiliyor. Bu bağlamda, modernist, materyalist batı biliminin siyaset felsefesi bağlamı "İnsan-ı Kâmil" kavramını taşıyamaz. Bu tartışma için başka uygun bir terim oluşturulmasını öneriyorum. "Beğenseniz de, beğenmeseniz de" Bilim Felsefesi bunu söyler.
Sevgi ile selamlıyorum.
Şenel Ergin
=====================
Her kavrama olduğu gibi bu kavrama da Sn Şenel Ergin, doğaldır ki, istediği anlamı yükleyebilir ve yazılarında kendi yüklediği anlamı ile kullanabilir. Bu yazıları bizim de anlamamızı istiyorsa, yazının başında hangi anlamı yüklediğini belirtir. Biz de yazısında ne dediğini tam olarak anlamış oluruz. Bu tavır, hepimizin bildiği gibi bir bilim insanının tavrıdır.
Oysa "İnsan-ı Kâmil" kavramı çok eski bir kavramdır ve anlamı bellidir.
Sühreverdi el Maktul'un ikiye ayırdığı tasavvuf yolunda "Seyr-i Sülûk-i Afaki / Ruhun dış dünya yolculuğu" yanlılarının, yani Hace Evhadettin-i Kirmani, Hace Nasiru'd Din Mahmud, Hace Bektaş ve Yunus Emre'nin, sonra da günümüze değin Alevi-Bektaşilik yolunda önemli bir kavramdır. Varılacak yeri yurdu belli bir "yetkin insan"ı değil, sürekli bizden uzaklaşan, ardından gelmemizi bekleyen bir amacı anlatır. İşte bu özelliği yüzünden de "İnsan-ı Kâmil"e ulaşmak için Marifet kapısının "bilge(arif)"liğini de aşmak ve Hakikat kapısının "dost(muhip)"liğine, "birey"liğine dolayısıyla "tanrı"lığına ulaşmak gerekir. Ama ulaşıldığında görülür ki, burası da statik, değişmez, gelişmez, durduğu yerde duran, huzurlu bir nokta değildir. Buraya varmak, eksikliğinin bilincine varmak ve sürekli kendini geliştirme sürecinde tutmak anlamına gelmektedir. İşte içinde çelişki taşıyor gibi görünen bu düşünce, tasavvufun düşünce biçimi olan İlm-i Batın tarafından yorumlandığında anlaşılabilir.
Karşı yolda olan "Seyr-i Sülûk-i Enfusi / Ruhun iç dünya yolculuğu" yanlıları ise kültür tarihi boyunca, sürekli olarak bu yolun önünü kesmeye çalışmış, bunun için saptırmalar, anlamı dondurmalar, kemikleştirmeler gibi yöntemler kullanmışlardır. Gerçekten de İlm-i Batın, yani alttaki gerçek anlamı arama bilimi, son derece bireysel bir yoldur. İlle de benzetmek gerekirse, bir şiirden herkesin kendine göre alacağı özel bir tad olması gibi bir şey. İlm-i Batın'da da herkes kendine göre yorumlama özgürlüğüne sahiptir.
İşte bu yol sünni kafaların anlayacağı bir yol olmadığı için Şems ve Mevlânâ ile ardılı Seyr-i Süluk-i Enfusi'ciler, Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Seyr-i Sülûk-i Afaki'cilere karşı yükselen bir karşı devrim örgütlemişler ve Fatih Mehmet döneminde devleti ele geçirerek Yavuz Selim döneminde de tam egemen olmuşlar, Osmanlı'yı sünni bir imparatorluğa dönüştürmüşler ama Yükselme Devrini de sona erdirmişlerdir.
Seyr-i Süluk-i Afaki'cilerin bıraktığı yerden, kültürel bakımdan da Osmanlı Aristokrat "kul düzeni"ni alaşağı ederek "birey olma" savaşımını günümüze değin getiren ise Kemalist Burjuva Devrimi olmuştur.
Sn Ergin, "Bu bağlamda, modernist, materyalist batı biliminin siyaset felsefesi bağlamı "İnsan-ı Kâmil" kavramını taşıyamaz" diyor. Bu kavramın onun söylediğinin nasıl bir anlama geldiğini tam olarak bilmediğim için modernist materyalist batı felsefesinin bu kavramı taşıyıp taşıyamaması gibi bir konuda söyleyecek bir şeyim de yıktur.
Ancak geleneksel anlamıyla "İnsan-ı Kâmil" kavramı, karşılaştırmalarım yanlış değilse, hem ortaya çıkış ortamı bakımından, hem düşünsel bakımdan F. Nietzsche'nin "Übermensch / Üstinsan" kavramıyla tam tamına çakışmakta, üstelik Avrupa felsefesinin düşünce geliştirmekte ne denli geç kaldığını da anlatmaktadır. Doğru dürüst bir incelemeyle, şimdiye değin tasavvuf sandığımız şeyin malihülyalara dalmış ayakları yerden kesik mistik birt ortam değil, ayakları taş gibi yere basan 13. yy Anadolu tasavvufu olduğunu, sapasağlam bir felsefe sistemi oluşturduğunu görmemiz çok zor değildir. Bu nedenle de Renaissance sonrasi Avrupa felsefesindeki "kul"dan "birey"e dönüşme çabalarının ilk örneklerini 13.yy Anadolu felsefesinin içinde tereddütsüz görebiliyoruz.
(Daha ayrıntılı bilgi ve bu konudaki belgesel bağlantısı için:
http://omer-tuncer.blogspot.com/2007/11/anadoluda-yeniden-dou.html )
Sn. Şenel Ergin hocama bağışlarsa bir şey daha söylemek isterim: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde 1966-1972 yılları arasında beni altı yıl okutmuş, bitirme tezimi de yaptırmış, doktora yeterliğini de vermiş olan sevgili hocalarım Sevgili H.Vehbi Eralp, Sevgili İsmail Tunalı, sevgili Macit Gökberk, Sevgili Nermi Uygur, Sevgili Bedia Akarsu ile hadi Sosyoloji hocalarımı da sayayım: Sevgili Nurettin Şazi Kösemihal ile asistanı sevgili Muzaffer Sencer, son yılımda da Cahit Tanyol'un hiç birinden "Felsefe böyle der", "ahlak felsefesi böyle der", "estetik böyle der", "mantık böyle der", "bilim felsefesi böyle der" ya da "sosyoloji böyle der" gibi bir söz duymadığımı, ancak herhangi bir konuda felsefenin değil, birbirinden çok farklı olarak tek tek filozofların ve sosyologların söylediklerinin felsefeyi ve sosyolojiyi oluşturduğunu öğrenmiştim.
Ayrıca "metafizik" ve "reel-irreel" kavramlarının da benim anladığım anlamlarla yüklenmiş olmadıklarını anlıyorum. Bu yazı bağlamında açıklanma gereksemesi vardır.
Bilgilerinize sunarım efendim...
==============================================
Şimdi gelelim EnisTuran'ın mesajına...
Diyor ki:
----- Original Message -----
From:
To:
utopyacilar@yahoogroups.comSent: Monday, February 02, 2009 1:51 PM
Subject: Re: [Utopyacilar] Fw: [BARANA] İnsan-ı Kâmil
Bu hakkı bana, ortada fol yok yumurta yok iken, önyargılı tutumunuzla, hakkımdaki olmadık yakıştırmalarla, ötekileştirmelerle, hakkınızdaki olgun insan imajımı (hayalimi) tümüyle yıkarak bizzat siz verdiniz Ömer Beyciğim. Sormanıza da şaşırdım doğrusu (!)
Kimsenin arkasından dolaşmadım ve ne düşünüyorsam dobra dobra söyledim şimdiye dek. Ama, bu samimiyetimi kendinize yakıştıramıyorsanız o sizin sorununuz.Kişi başkalarını kendi gibi bilirmiş mâlumunuz.
Bu tartışma benim için kapanmıştır.. çünkü peşin hükümlerle yapılan tartışmalardan, havanda su dövmekten öte, yapıcı ve fark yaratıcı sonuçlara varılması mümkün değildir.
Umur Gürsoy arkadaşımızın degerlendirmesine tümüyle katılıyorum. Ve, Ayşe Tosuner gibi, sağduyulu, yansız kişilerin çokluğuna da şükrediyorum.
Size iyi akışlar dilerim Ömer Bey
Enis Turan
===================
Şimdi ben bu mesaja ne diyeyim?
Ağız dalaşına mı girsem?
Aynı üslupta yanıt mı versem?
Ne yapsam?
Bana "sen" diye hitabetme hakkını, ona göre "önyargılı" tutumumla, onun hakkındaki "olmadık yakıştırmalarla" hakıımdaki "olgun insan" imajını (hayalini) tümüyle yılarak bizzat ben vermişim... Üstelik sormama da şaşırmış (ben bunu zaten bilmeliymişim anlaşılan, nasıl olur da bilmezmişim)
Siz bir şey anladınız mı?
Ben gerçekten anlamadım!..
Bu tartışma onun için kapanmış. peşin hükümlerle yapılan tartışmalardan, havanda su dövmekten öte yapıcı ve fark yaratıcı sonuçlara varılması mümkün değilmiş...
Demek, doğrudan düşüncelerin karşısına geçip doğurgan tartışmalar yapmak yerine "yürekten katılıyorum"larından sonra ama diyerek düşüncenin yüreğine koyduğu "rezerv"ler... "yaraları tekrar kanatma" suçlamaları... "milleti zoraki kışkırtmayın"lar... "(kendi yandaşı olduklarını özellikle sayarak) savunduğunuzu hiç duymadım ben"ler, "hadi canım sende"ler!.. önyargısız, olmadık yakıştırmalardan uzak, olgun insan imajına da çok uygun öyle mi?
Daha sayayım mı?
Arkadan dolaşıp: "kızmadım Ömer Bey"ler... "mukayeseli olarak ele alınmalıdır" dedikten sonra yalnızca kendi istedikleri dışında yapılan mukayeselere yanıt vermemeler... İşin zıvanadan çıkacağını idrak edemediğinizi hiç sanmıyorum diyerek zıvanadan çıkarmaya çalışıyorsunuz anıştırmaları... "Mülkiyet meselesinden, kapitalizmden, dev tekellerden, küreselleşme denilen modern sömürgecilikten, ABD ordusundan, füzelerden, CIA'dan Mosad'dan, vs, ve onların yediği herzeler hakkında hiç tısss yok bakıyorum" diyerek CİA, Mossad ajanı mısın anıştırmaları...
"Varsa yoksa Ermeni, Rum, Hırat ve eski defterler.. " diyerek düşünceye yanıt verdiğini sandırmalar, okuyacakları kandırma çabaları...
"TC'ne baş kaldırıp onu ortadan kaldırırsak, bir Kürdistan, Ermenistan, Pontus ve Batı Anadoluda bir İyonya devleti kurulmasını sağlarsak başımız göğe mi erecek sence?"ler... TC'yi ortadan kaldırmayı kim, ne zaman istemişse...
"ABD'si, Almanı; Rusu seni rahat bırakacak ve sen, bir İnsan-ı Kâmil olarak özlediğin o "insani düzeni" kuracağını mı sanıyorsun yoksa...
İn aşağı artık, in, Ömer Beyciğim.. Fazla havalandın zira..."lar...
Demogoji nasıl yapılır bilirsiniz değil mi?
Sevgiler,
Ömer Tuncer